Bizim buradan olsa olsa yeni “sütlü Nuriye”ler çıkar

Memleket bu aralar “enflasyonla topyekûn mücadele” halinde. Belediye zabıtası görev başında, “Herkes satış fiyatlarında yüzde 10 indirim yapacak, yap!” askeri disiplini içinde mücadelemiz sürüyor. Dükkan kapılarına afiş filan da yapıştırıyoruz. Hiç değilse, bu derin durgunluk hali içinde, azıcık bir canlılık olur. Gerçi kâğıt, ithal malı olduğu ve lira, dolar karşısında yerlerde süründüğü için pek pahalı ama olsun. Yine de fena olmaz. Hem bir şey yapıyormuş gibi yapmış oluruz, iyi gider. Peki, bu nedenle enflasyon düşer mi? Komik olmayın, elbette hayır. Üretici fiyatlarındaki yüzde 40’ı aşkın artış, tüketici fiyatlarına yansıtılmaz mı? Ne münasebet.

Enflasyonla mücadele için makro ve finansal istikrara yönelik tedbir lazım. Para ve maliye politikalarının sıkılaştırılması lazım. Yeni Ekonomi Politikası (YEP) çerçevesi var ama bakın içi hala dolmadı. Peki, bunlar olmadan Ne olur? Yeni yeni “sütlü Nuriyeler çıkar. Sizi bilmem ama bu mevcut “enflasyonla topyekûn mücadele” geyiği bana 12 Eylül’ün karanlık günlerini hatırlattı yalnızca. Gelin bakın anlatayım.

“Biz enflasyonu toptan yasaklamaya karar verdik.”

12 Eylül darbesinin hemen sonrasıdır. 1980 yılı Eylül ayının 12’si ile 20’si arasında bir yerlerde, zamanın Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Haydar Saltık, zamanın Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’a yeni kurulacak hükümette ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev alıp alamayacağını sorar. Bülend Ulusu hükümeti, 20 Eylül 1980’de kurulur. Yine o aralarda bir yerlerde ikincil kaynaklara göre Haydar Saltık, Turgut Bey’e “Biz…” der, “Artık enflasyonu toptan yasaklamaya karar verdik.”. Rahmetli Özal şaşırır. İşi ne zordur.

Burada hemen o zamanın Türkiye’si hakkında bir kaç bilgi vermek gerekir. Türkiye daha fiyat reformlarını yapmamıştır. İdarenin ekonomideki fiyatlama kararlarına doğrudan müdahale edebilmesi mümkündür. Türkiye, bir nevi, bugünkü Mısır, dünkü Malezya filan gibidir. 1974 sonrasında petrol fiyatlarındaki hızlı artış pompa fiyatlarına yansıtılmamıştır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) de benzer bir biçimde kullanılmıştır. Türkiye, sonunda 70 cent’e muhtaç kalınca 24 Ocak dışa açılma ve küresel sistemle bütünleşme programı gündeme getirilmiştir. Amaç, döviz kazandırıcı faaliyetleri öne çıkartmaktır. 1980'de Türkiye’nin kişi başına milli geliri 1500 dolar civarındadır. Şimdi ise 10 bin doları aştık. Hükümetin ekonominin günlük işleyişine karışmasını engelleyerek, fiyat kontrollerini kaldırarak 10 bin doları aştık. not edeyim. Şimdi “iki ay için yüzde 10 fiyat indirimli” enflasyonla topyekûn mücadele anlayışı ile ekonomide bir nevi 12 Eylül günlerine geri dönmüş olduk.

Y kuşağındakiler, “sütlü Nuriye”nin nasıl çıktığını hatırlamayabilirler

MGK Genel Sekreteri Saltık’ın aklındaki, o vakite, fiyat kontrolüdür, fiyat indirimidir. Zamanın belediyelerine hep emekli askerler atanmıştır. Fiyat kontrolü deyince, hepimizin aklına bir 12 Eylül inovasyon klasiği olarak “sütlü Nuriye” gelmelidir. Nedir? Şimdi kim anlatacaktır “Paşam”a maliyet nedir, baklava nasıl yapılır, işletme batarsa ne olur, kaç ailenin ocağı birlikte söner falan filan. Baklava fiyatına devlet eliyle indirim gelirse biz de baklava değil sütlü Nuriye yaparız, usta. Vakıa ile kavga olmaz. Nitekim öyle olmuştur.

Antep fıstıklı baklavanın kilo fiyatının çok yükselmesi nedeniyle, antep fıstıklı baklava fiyatına bir üst sınır konulur. Bu maliyetlerle, bu antep fıstığı fiyatı, yağ ve şeker maliyeti ile o fiyata lezzetli baklava üretmek teknik olarak mümkün değildir. Ne yapar tatlıcılar? Madem fiyatı nedeniyle Antep fıstığı olmuyordur, fiyatı daha ehven fındık kullanılır. Bir kiloda daha az baklava malzemesi olsun diye içine bol miktarda süt eklenir. Baklava olur “sütlü Nuriye.” Adının ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, fiyat kontrolü için, dükkana gelecek zabıtaya. “Ha o mu, o baklava değil, o yeni tatlımız, adı da…” O hayhuy içinde, işletmeyi kurtarmaya çalışırken, adını unutmuş olabilirsiniz, mesela. “Adııı da, sütlüüüü… Nuriye!” dersiniz olur biter. İçimden bir ses, sütlü Nuriye adının böyle bir fiyat teftişi esnasında konuverdiğini düşündürüyor bana doğrusu. Zaten tatlıyı icat edenler de neden sütlü Nuriye dediklerini izah edemiyorlar.

Önemli olan şudur: Narh, baklava için konulmuştur. Bu, baklavayı andırsa da esasen baklava değildir. Peki, baklavaya ne olur? O fiyata baklava üretilemeyeceğini bütün esnaf bilir. Antep fıstıklı baklava kıtlığı başlar, doğal olarak. Yapanlar, üzerine fiyat kontrolü risk primi koyarak, normal baklavayı merdiven altında idari fiyat sınırının yüzde 25 üzerinden satarlar. Falan filan.

İşte ekonomi, Paşam.

Şimdi dünya AI’da (artifcial intelligence) yeni bir aşamayı dönüyor. Dijitalleşme bir aşama daha ileriye sıçrayacak. ML (machine learning), DL (deep learning ) derken RL (reinforcement learning) aşamasına geldik. Makineler düşünmüyor ama artık içinde bulundukları ortamı fark edebilecekler. Ortamla karşılıklı etkileşim içinde olup, nasıl bir ortamda yer aldıklarını ayırt edebilecekler. Schwarzenegger’in Terminatör’ü gerçek olacak. Oralarda.

Bizim buralarda ise, bu enflasyonla topyekûn mücadele programından çıksa çıksa, yeni “sütlü Nuriye”ler çıkar, Paşam. Etki, tepki. Ne kadar ekmek, o kadar köfte, bir nevi.

Bu köşe yazısı 15.10.2018 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlandı.

Etiketler:

Originally published at www.tepav.org.tr.

Written by

Notes from Turkey: It’s the economy, stupid

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store