Kent çocuk dostu değilse, elbette her yere AVM yapılır

Ben size söyleyeyim. Yaratıcı olun ve doğru tedbire odaklanın. Kentleşme politikalarını değiştirin. Belediyeler çocuk dostu kentler oluşturmaya yönelsin.

Ankara’nın göbeğinde, Kızılay’da, cadde üstü dükkânlar artık para etmiyor. Esnaf zor durumda.” Geçenlerde Ankara’da perakende sektörü ile ilgili bir toplantıda bu tespiti duydum. Söyleyen Ankaralıydı. Yakınma konusu, sayısı durmadan artan Alış Veriş Merkezleri’ydi (AVM). Ankara’da AVM sayısı 35’ten 40’a doğru çıkıyordu. Belediye başkanımızın övünerek söylediğine göre, bin kişi başına düşen AVM alanı sıralamasında da 215 metrekare ile sadece Türkiye’de birinci olmakla kalmıyoruz, Avrupa ortalamasını aşan tek il unvanını da yakalıyordu. AVM’ler arttıkça, sokaklarda iş yapmaya çalışan esnaf zor durumda kalıyordu.

Ben Kızılay’da cadde üstü dükkânın para etmeme sebebinin artan AVM sayısı olmadığını düşünüyorum. Artan AVM sayısı olsa olsa bir neden değil bir sonuçtur. Bana sorarsanız, Ankara yürünebilir bir şehir olmaktan her gün uzaklaştığı için, Kızılay’da cadde üstü dükkânlar artık para etmiyor. Çocuklar sokakta oynayamadığı için esnaf kan ağlıyor. Esnafı ağlatan AVM’ler değil, belediyelerdir bana sorarsanız. Belediye seçimlerine doğru giderken altını önce bir kalın kalın çizeyim. Sonra bir adım daha atayım: Ben bu gidişle Ankara’nın AVM sayısında rekor üstüne rekor kırmasını bekliyorum. Kent yürünebilir olmaktan çıktıkça, yapay yürüme alanları yapılması gereği sosyal bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Millet çoluğu çocuğu ile güvenli bir biçimde içinde dolaşabileceği yollara sahip yapay alanlar arıyor. Belediye park yapmıyor, o vakit özel sektörün yaptığı AVM’ler park ihtiyacını da karşılıyor. Türkiye, park yerine AVM yapıyor. Neden? Belediye işini yapmıyor da ondan. Burada park yerine AVM’ye, televizyon programı arasına reklam almak gibi bakmak gerekiyor. Gelin bakın nasıl.

Bundan iki yıl kadar önceydi. Sarp daha yedi, Ela ise beş yaşındaydı. Öğretmenlerin okulda “Bu hafta sonu yapın” dediği işlerden birini yapmaya gidiyorduk. Hedefe ulaşınca, önce şehir merkezinde, araba park etmenin ne kadar zor olduğunu yeniden hatırladım. Sokak sokak dolaşıp, araba park edecek bir kaldırım köşesi bulduk. Halbuki belediyeler yapılan her binadan otopark yapmak için bir para alıyor. Sonra o semt otoparkını yapmıyor. Paraları popülist amaçlar için harcıyor. Kimse de hesabını sormuyor. Neyse iki elimde iki çocuk, hedefe doğru yürümeye başladık. Kaldırımların üzerine arabalar park etmişti. Kaldırım zaten kenar süsü olarak düşünüldüğü için son derece dardı. Haliyle arabalardan bize yer kalmıyordu. Sonunda biz vızır vızır işleyen caddede el ele tutuşarak yürümeye başladık. Bu durumda, çocuklardan birini arabaların hızla gidip geldiği tarafta tutmak gerekiyor. Bir nevi Sophie’nin seçimi yani. İnsan kendisini sürekli kötü hissediyor ve huzursuz oluyor. Hoş, kaldırımda bize yer olsa yine sıklıkla yola inmek gerekiyor. Çünkü Ankara’da kaldırımlar sürekli aynı genişlikte devam etmiyor, arada bir yok oluveriyor. İsterseniz Kuğulu Park’tan Kızılay’a doğru bir inin. Sözde adı protokol yolu. Bakın kaç kez kaldırımdan inmek ya da karşıdan gelene yol vermek için duvara yapışmak zorunda kalacaksınız. Ben bizim memleketin belediye başkanlarının hiç sokakta yürümediklerini düşünüyorum. Yürüseler, çok değil, başkan olduktan sonra bir kez dahi sokakta yürümüş olsalar, sokaklarımız böyle mi olurdu? Bence onun için mesela Ankara her geçen gün daha fazla içinden araba ile geçilen şehir hüviyetine bürünüyor. Şimdi ben size söyleyeyim: İçinden otomobil ile geçilen şehirlerde cadde üstü dükkânlar para etmez. İçinde yürünebilen şehirlerde caddeler cıvıl cıvıl olur ve cadde üstü dükkânlarda alışveriş canlanır. Esnafın belediye imar işleri ile daha yakından ilgilenmesi gerekir. Baştaki hikâyeye dönersem, öğretmenimizin hafta sonu ödevini sağ salim bitirip, arabaya geri dönünce, bir yarım gün geçmiş ve çocuklar acıkmıştı. Ne yaptık? Bir AVM’ye gidip, arabayı çok yer aranmadan güzelce park ettik. Sonra AVM içi yollarda huzurlu bir biçimde yürüdük. Karnımızı doyurduk. Kimse hayatında zorluk istemez. AVM’ler hayatımızı kolaylaştırdığı için bu kadar yaygın bana sorarsanız. Şehrin sokaklarının sağlayamadığı kolaylık ve huzuru, AVM’ler sağladığı için etrafta bu kadar çok AVM var. AVM dışındaki esnaf kan ağlıyorsa, belediyelerin manasız kentleşme politikaları nedeniyle kan ağlıyor.

Perakende toplantısında ne yapsak da geleneksel perakendeyi, modern perakende karşısında korumak için tedbir alsak meselesi uzun uzun konuşuldu. Ben size söyleyeyim. Yaratıcı olun ve doğru tedbire odaklanın. Kentleşme politikalarını değiştirin. Belediyeler çocuk dostu kentler oluşturmaya yönelsin. Geçen yüzyılın belediyecilik anlayışını unutalım. Yirmi birinci yüzyılın belediyesi artık çöp toplamakla, yol yapmakla övünmesin. Kenti çocuk dostu yapmakla övünsün. Yalnızca çocukların sokakta kendi başına dolaşabildiği kentlerde cadde üstü dükkânlar prim yapar. Esnafın yararı, çocukların sokakta oynayabildiği kentlerden geçer.

Yoksa siz hâlâ annenizin, ninenizin belediyesi tarafından mı yönetiliyorsunuz?

Bu köşe yazısı 31.12.2013 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayımlandı.

Etiketler:

Originally published at www.tepav.org.tr.

Notes from Turkey: It’s the economy, stupid

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store