Manhattan’da Central Park nasıl hâlâ duruyor?

Image for post
Image for post

Türkiye, aynı Amerika’nın iki yüzyıl önce tamamladığı gibi, sermaye birikim sürecinin o ilk aşamasını tamamlamıştır.

Bu günlerde Helene Wecker’in, yeni çıkan, ilk ve tek romanı The Golem and the Jinni’yi okuyorum. Son derece zevkli bir okuma serüveni olduğunu hemen söyleyeyim. Hikâye, 19. yüzyılın ikinci yarısında bir zamanda geçiyor. New York’un ilk göçmenlerinin hikâyeleri diyelim. Okurken, New York’taki devasa Central Park’ın, bir nevi roman kahramanı gibi, hikâyeye durmadan girip çıktığını fark ettim. Sonra doğal olarak, merak ettim: Bu Amerikalılar, New York’un göbeğinde, Manhattan Adası’nda bu devasa parkı nasıl olmuş da kurmuşlardı? Daha önemlisi, bugüne kadar nasıl korumuşlardı? Öyle ya, dünyanın en pahalı arazisi, Amerika’nın New York kentindeki Manhattan Adası üzerinde bulunuyor. Metrekaresi 2500 dolar gibi bir yerlerde. Nasıl olmuş da olmuş? Gelin bir bakalım.

21. yüzyıl, kentlerin yüzyılı olmaya aday. Dünyada, 2008 yılında, kentlerde yaşayanların sayısı köylerde yaşayanların sayısını geçti. Bugün artık dünya milli gelirinin yüzde 80’i kentlerde üretiliyor. Halbuki daha 1960’ların başında kentlerde yaşayanların oranı yüzde 30 civarındaydı. 1900’lerin başında ise kentlerde yaşayanların toplam nüfusa oranı yüzde 10’lar düzeyindeydi. Kentler hızla büyüdü. Size isterseniz birkaç rakam daha vereyim: 1880’lerin başında, Çin’in başkenti Beijing 1 milyondan fazla kişinin yaşadığı tek şehirdi. 1900’lerin başında dünyada nüfusu 1 milyon ve daha fazla olan kent sayısı 16’ya çıktı. 2000 yılında bu durumdaki kentlerin sayısı 378 oldu. Kentleşme ve kentleşmenin meseleleri artık hepimizin problemleri demek bu. New York şehri 1900’lerin başında milyonu aştı, şimdi ise 8,5 milyonu aşkın bir nüfusa sahip. Kalabalık bir yer yani. Manhattan Adası ise New York’un en kalabalık yeri. İşte dünyanın en kalabalık kentinin en kalabalık yerinde hâlâ yaklaşık 3000 dönümlük bir alan park olarak korunmaya devam ediyor. Ne zamandan beri devam ediyor? 1859 yılından beri Central Park yerinde duruyor. Beni şaşırtanları alt alta sıralayayım ve bir sonuç çıkarayım. Birincisi, ben parkın sonradan toprak taşınarak ve özel mülkler istimlak edilerek yapay bir biçimde kurulduğunu bilmiyordum. Orada dururken korunmuş zannediyordum. Değilmiş. Kul yapısıymış. Benim eksikliğim, doğrusunu isterseniz. Türk olunca, insanın böyle bir deneyimi ne yazık ki olamıyor. Bizim buralarda böyle bir deneyim yaşamak ne yazık ki kolay değil. Kocaman katlı otopark yapılabiliyor ama mendilden büyük park pek yapılmıyor, en azından ben pek görememiş olabilirim. İkincisi, Central Park ilk kurulduğundan beri hiç küçülmemiş, tam tersine ek istimlak kararları ile büyütülmüş bir halde yerinde duruyor. Üçüncüsü, New York Belediye Meclisi tartışmalarında, Central Park’ı imara açmak ile ilgili tartışmalar yer almıyor. Garip yani.

TEPAV iktisatçılarından Ozan Acar bir süreden beri New York Belediye Meclisi’ndeki (NYBM) tartışmalarla, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki (İBBM) tartışmaları karşılaştırıyor. NYBM toplantılarını internetten de izlemek mümkün. Onu da söyleyeyim… Size hızlı bir gözlem aktarayım: Bizim mecliste sürekli imar değişiklikleri ve imar meseleleri tartışılıyor. New York’ta ise kentin nasıl daha yaşanabilir, daha fazla içinde yürünebilir bir kent haline getirilebileceği konuşuluyor. Geleyim sonuca: Peki, Central Park nasıl Central Park olmuş ve de korunmuş? Gayet basit bir nedenle, kentte yaşayan seçmenler öyle istediği için. 1810 yılından başlayarak, bu konu, New York Belediye seçimlerinin temel meselesi haline gelmiş. Yapacağım diye işbaşına gelen de sözünü tutmuş. Central Park’ın Central Park olmasının ve de öyle kalmasının sebebi nedir? Ben size söyleyeyim, seçim sandığıdır. Oralarda kentte yaşayanların hayat kalitesini arttıran eserler yaratan seçim sandığının buralarda rant yaratmasını engellemek de artık hepimizin görevi olmalıdır. Ben size boşuna, “Faiz rantı haram da arsa rantı helal midir?” diye sormuyorum. Türkiye, aynı Amerika’nın iki yüzyıl önce tamamladığı gibi, sermaye birikim sürecinin o ilk aşamasını tamamlamıştır. Dama çıkanların sayısı yeterince arttığına göre artık merdiveni çekme zamanı gelmiştir. Arsa rantı artık vergiye tabi olmalıdır.

Bu köşe yazısı 17.05.2013 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayımlandı.

Etiketler:

Originally published at www.tepav.org.tr.

Notes from Turkey: It’s the economy, stupid

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store