Peki, şimdi artık bu iş bitti mi?-İkinci versiyon

Artık bir Amerikan doları alabilmek için 5,5 lira filan vermek gerekiyor. 2018 yılının Eylül ayının başlarında yaklaşık 7 Türk lirası vermek gerekiyordu bir Amerikan doları almak için. Böyle bakarsanız, döviz kuru sanki yerine oturmaya başlamış gibi görünüyor. Bu elbette iyi.

Şimdilik zarardan kâr etmiş vaziyetteyiz

Ama unutmayın, daha bu yılın başında bir Amerikan doları almak için 3,77 Türk lirası veriyorduk. Yıl başından beri lira dolar karşısında yüzde 45 değer kaybetti. Eylül gibi zararımız yüzde 77’lerdeydi ama. Bir nevi, zarardan kâr etmiş vaziyetteyiz şimdilik. Ancak olan artık oldu.

Peki, şimdi artık bu iş bitti mi? Herkes bana aynı soruyu soruyor bugünlerde. Ama bu soru aslında içinde bir dizi soruyu barındırıyor: Kur intibakı artık sona erdi mi? Hayat pahalılığı artık azalır mı? Şirketler artık yeniden üretime odaklanır mı? İşsizlik azalır mı? Doğrusu ya, ben tüm bu “acilci” sorulara bugünlerde kısaca “Hayır.” diye cevap veriyorum. Gelin niye böyle düşündüğümü anlatmaya başlayayım.

Bu yılın başından beri efektif olarak değişen nedir?

Aklımdaki soru son derece açık aslında oradan başlayayım. Söyler misiniz bana bu yılın başından beri efektif olarak ne değişti? Aşağıdaki grafikler, Arjantin ve Türk bankalarının iki bilanço kalemini karşılaştırıyor. Türkiye’de bankaların reel sektöre ve tüketicilere yönelik kredileri toplam milli gelirin yüzde 10’undan yüzde 70’e doğru yükseliyor. Arjantin bankalarının reel sektör ve tüketici kredileri toplamı ise Arjantin milli gelirinin yüzde 10’undan yüzde 15’ine doğru hareketleniyor ancak. Ne zaman? 2004 yılından 2017 yılına kadar olan aralığa baktığımızda. Ne oluyor? Türkiye’de reel sektöre ve doğrudan tüketicilere yönelik hızlı bir kredi genişlemesi oluyor. Bu birinci nokta.

Geleyim ikincisine, bu neden böyle oluyor? Türkiye, uyguladığı sıkı maliye politikası sayesinde 2004’ten 2016’ya devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) toplam milli gelir içindeki ağırlığını yüzde 80’lerden yüzde 30’lara indiriyor. Ne oluyor? Banka bilançolarında DİBS’den boşalan alan, reel sektör ve tüketici kredileri ile bireysel finansman araçları ile dolduruluyor. Bugün Türkiye’yi kredi kartı borçlularının toplama orana listesinde bir numaraya oturtan süreç işte bu süreç bir taraftan. Bankalarımız kârlı bir operasyondan, Hazine işlemlerinden, bir başka kârlı işleme geçtiler üstelik bilançolarını da hızla büyüttüler bu arada. Arjantin aynı geçişi yapamadı. Onlar hala DİBS’i bankalar eliyle finanse etme aşamasındalar.

Yabancı tasarruflara dayalı büyüme süreci cephesinde değişen bir şey yok

Üçüncü olarak ise, şu soruyu soralım: Peki, bu bilanço genişlemesi ve bir nevi iş planı değişikliği, nasıl oldu da oldu? 2004 yılında hem Arjantin ve hem de Türk bankalarının bilançolarının pasifinde yerleşik olmayanlara borçların milli gelir içindeki payı yüzde 5’lerdeymiş. Türk bankalarının yabancılara borçları 2017’ye kadar yaklaşık 5 kat artarak milli gelirin yüzde 25’ine yaklaşmış. Arjantin bankaları ise yabancılara borçlarını aynı biçimde artıramamışlar. Türk bankalarının bilançoları büyümüş, kaynakları artmış, aynı şey Arjantin’de olmamış. Neden? Mali disiplinden elbette. Türk hükümeti kemer sıktıkça daha fazla kaynak harcayabilir hale gelmiş bir nevi. Bankayı kaynak aktarım havuzu olarak görürsek, havuz giderek derinleşmiş ve büyümüş. Dün taşıyamadığı ağırlıkları taşır hale gelmiş.

Nedir? 2001’de bankacılık sektörünü güçlendirmek için alınan tedbirler meyvesini vermiş. Türkiye’ye yabancı kaynak girişi artmış. Bankalarımız, yabancı para cinsinden borçlanmış ve bu kaynakla yerleşiklere verdiği kredilerin hacmini hızla artırmış. İkinci grafikte, özellikle 2008 sonrasında, dünyada parasal genişleme başlayınca, bankalarımızın yabancılara borçlarının milli gelir içindeki payının nasıl yukarı doğru ivmelendiğine dikkatinizi çekeyim. Aynı biçimde 2013 başında başlayan “”tapering” sürecinin yarattığı kırılmayı da görmek mümkün aynı seride. Dikkatli bakın.

Berraklık yoksa, sorun var demektir.

Birincisi, küresel sistem, merkez ülkelerde parasal genişlemeden parasal daralmaya doğru geçmeye devam ediyor. Sürecin şokları daha bitmedi ama mertebeler yerine oturmaya çalışıyor. Dolar kuru önce bir fırladı, şimdi sanki bir yere oturmaya çalışıyor. Burada kalır mı? Şimdilik belirsiz.

İkincisi yılın başında ekonomide somut olarak ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sonra yöneticilerimiz bir dizi olumlu laf etti. Ama ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz hesabından gidersek ortada hala somut bir ekonomik program yok. Geçtim somut adımı, ortada ne olduğunu anladığımıza dair bir berraklık da yok. Çağımız sınırsız bir malumat akımı çağı. Böyle bir dönemde, açıklık ve berraklık çok önemli iletişim stratejisi açısından. Türkiye’nin biriken özel şirket ve banka borçlarını nasıl temizleyeceğini ve yeni bir büyüme ivmesini nasıl yaratacağını açık bir biçimde hala bilmiyoruz. Kimse stres testilerinden bahsetmiyor. Belirsiz.

Üçüncüsü, Türkiye, bir süredir müttefikleri ile yeniden aynı çizgiye gelmek için çaba gösteriyor. Amerika ve Avrupa ile arasında açtığı hendekleri hızla kapatıyor. Kötü mü oluyor? İyi oluyor. Hendek siyasetini temelli terk etmenin olumlu etkilerini görüyoruz kurlarda bugünlerde. Yabancıların “Türkiye bunu zaman kazanmak için mi yapıyor yoksa vakıadan gereken dersi çıkarttı mı?” dediği işte bu hadise. Kalıcı mı bu değişiklik? Belirsiz.

Dördüncüsü, dolar lira swaplarını pahalılaştırmak, bankalarımızın ve Hazine’nin fonlama maliyetlerini yüzde 30’ların üzerine birden attı. Dolarize bilançoları bu çağda yönetmenin ne kadar güç olduğunu yaşayarak görüyoruz. Ne oldu? Yıl başına göre fonlama maliyetleri önemli ölçüde yükseldi. Fonlama vadesi ise kısaldı. Piyasalarda “bu risk bu fiyata taşınır” havası var. Peki, bu durumda bu iş artık bitmiş sayılır mı? Daha değil. Türkiye ekonomisi dış şoklara açık kalmaya devam ediyor ve ortada şoktan bol bir şey yok. Belirsiz yani.

Beşincisi, enflasyon artık yüzde 25’lerde bir yeni platoya oturmuş görünüyor yılın başı ile kıyasladığımızda. Lira ise yılın başına göre hala yüzde 45 civarında değer kaybetmiş durumda. Kurun oturduğu yer burası ise, bu enflasyon bu şartlarda bu platoda kalır mı? Belirsiz.

Altıncısı, bölgesel gelişmeler. Suriye’de Şam artık Ürdün-Suriye sınır kapısını yeniden açtı. Aynı biçimde Irak-Suriye sınır kapısı da Şam yönetiminin kontrolünde yeniden açıldı. Lübnan-Suriye sınır kapısı zaten Şam kontrolündeydi. En son Birleşmiş Milletler Golan tepelerindeki İsrail-Suriye sınırında kontrolü yeniden üstlendi. Ne oldu? Cilvegözü haricinde tüm sınır kapıları Şam kontrolünde normalleşmeye başladı. Bizim kamyonlarımız ise malı hala Türk kontrolündeki güvenli bölgelerde Suriye kamyonlarına teslim ediyorlar. Peki, bu daha ne kadar böyle devam eder? Suriye, Türk konteynır trafiğine ne zaman açılır? İşler ne zaman normalleşir. Belirsiz.

Obama döneminde kaldırılan İran’a yönelik Amerikan yaptırımları misliyle geri geldi. Bu yaptırımlar nedeniyle bölgesel dengeler ne olur? Güney sınırlarımızdan sonra doğu sınırlarımızda yangın yerine döner mi? Belirsiz.

Yedincisi, tüm bu gelişmelerin ortasında daha herşey belirsizken, Türk şirketleri üretime yeniden yönelir mi? Yoksa bir an önce depolarda biriken stokları tüketip beklemeye mi başlarlar? Zamanın elindekini büyütme değil koruma zamanı olduğunu, bütün iş insanları bilir. Belirli olan tek şey, borçlanma vadesinin hızla kısalması ve faiz oranlarının yüzde 60’a varan oranda yükselmiş olması. Bu faiz oranlarından yatırım, üretim filan olmaz. Swap piyasasını dağıtıp faizi herkes için yukarı fırlattığımıza 2019 yılında çok yanacağız gibi geliyor bana doğrusu. Bu ortamda, yeni yatırım hiç olmaz. Herkes nakitte kalıp bekler. Bu üretim dönemini pas geçerler. Bir dahakine Allah büyük diye beklerler.

Bu durumda, Ayşe teyze ne yapar? Bakın onun da seçenek seti genişledi artık. Eskiden nakitte beklerken tek seçenek dolardı, şimdi artık Türk lirası cinsinden faiz oranları da yükseldi. O da nakitte kalmaya devam eder. Bu dönem hala ev alacak, yatırım yapacak dönem değildir. Tecrübeli bir cumhuriyet yurttaşı olarak Ayşe teyze bunu bilir.

Ne vakte kadar? Türkiye kapsamlı bir yeniden yapılanma, yeniden dengelenme ya da ne bileyim güçlü ekonomiye geçiş programı ortaya koyana kadar böyle salınmaya devam ederiz. Esas probleme yönelik olmayan, yalnızca esas problemin neden olduğu acıları hafifletmeyi hedef alan pansuman tedbirleri ile bu iş bitmez. Bizi risk alarak, buradan çıkaracak, yatırım yapacak girişimcileri suçlayıp her akşam bir kanalda hedef göstererek hiç olmaz. Olsa olsa kafamız daha çok karışır. Bundan böyle, iyice görünür hale gelecek bilanço etkileri, yabancı fon akımlarını negatif etkileyerek, riskleri olsa olsa daha da katmerlendirir.

Image for post
Image for post
Image for post
Image for post
Image for post
Image for post

Bu köşe yazısı 05.11.2018 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlandı.

Etiketler:

Originally published at www.tepav.org.tr.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store