Türkiye’nin milli teknoloji arayışı, bana oyuncakçı dükkanına girmiş kararsız çocukları hatırlatıyor

Hiç neyi, neden almak istediği konusunda kararını vermemiş bir çocukla oyuncakçı dükkanına girdiniz mi? Hiç onunla raftan rafa koşup, her bir rafta birden karşısına çıkan herhangi bir oyuncağa bakıp, tam da o oyuncağa neden şiddetle ihtiyacı olduğunu anlatmasını dinlediniz mi? Sonunda kasanın önünde 3–5 adet “şiddetle ihtiyaç duyulan” oyuncağı kucaklamış bir çocuğa, hiç bütçe kısıtı nasıl bir şeydir anlatmaya çalıştınız mı? Çok zor ve yorucu oluyor. Öncelikle onu söyleyeyim.

Ben Türkiye’nin bugünlerdeki milli teknoloji arayışını, kararsız bir çocukla oyuncakçı dükkanına girmeye benzetiyorum. Neden? Bizim Sarp’la eskiden her oyuncakçıya gidişimizde aynen böyle oluyordu da ondan. Biliyorum yani. Ne oluyor? Türkiye, milli uçak yapmak istiyor. Türkiye, milli otomobile de şiddetle ihtiyaç duyduğunu düşünüyor. Yetmiyor, Türkiye’nin, mutlaka milli aşı da yapması gerekiyor. Türkiye, bunların hepsini ve daha bir çoklarını hemen şimdi ve aynı anda yapmak istiyor. Bütün bunların hepsinin sanki bir oda, bir masa ile olabileceği gibi saf bir inanış da var ortalıkta. Kocaman kocaman üniversitelerimizde, bir oda bir masa ile aşı üretim merkezi tabelalı yerler pıtrak gibi artıyor. Türkiye, bunu neden yapıyor? Burada yanlış olan nedir?

Önce bu aralar sıklıkla duyduğum “milli teknoloji üretmek” ifadesinden başlayayım. Şimdi eğer amacınız daha önce hiç olmayan bir yeni teknoloji geliştirmekse üzgünüm ama onu, bu fındık fıstık parası düzeyindeki Ar-Ge bütçesi ile yapamazsınız. Türkiye’nin Ar-Ge’ye ayırdığı kaynak, 2015 yılında ilk kez milli gelirin yüzde 1’i düzeyine erişti. Üstelik özel sektörün Ar-Ge harcamaları da artık toplamın yüzde 50’sine yaklaştı. Ne eder? Toplam olarak 8 milyar dolar filan eder. TEPAV’dan Selin Arslanhan’ın yeni tartışma notu dünyada en çok Ar-Ge harcaması yapan ilk 20 şirketin yıllık Ar-Ge harcamalarını listeliyor. Buna göre, Türkiye, 8 milyar dolarlık bütçe ile ancak listenin dokuzuncusu Google kadar yıllık Ar-Ge bütçesi ayırmış oluyor. Ülkeler bazında bakmak isterseniz, yine aynı çalışmada onu gösteren bir tablo da var. Türkiye nal topluyor. Çin, mesela 2014 yılında bu işe neredeyse 300 milyar dolar kaynak ayırıyor. Türkiye 8 milyar dolar. Nedir? Birincisi, bu kadar kaynakla o istediğiniz olmaz. O kadar oyuncak alınmaz.

Geleyim yine bu kadar malumatla vurgulanabilecek ikinci bir noktaya. Listede adı geçen şirketlerin her biri, birbirini besleyen alanlarla uğraşıyor. Ne demek? 2014 yılı Ar-Ge harcamalarında ilk üçte yer alan Volkswagen, Samsung ve Intel’in toplam bütçesi yaklaşık 40 milyar dolar ediyor. Volkswagen, elindeki kaynağı bir tek otomotiv alanında teknoloji geliştirmek için harcıyor. Samsung, tüketici elektroniği konusunda çalışıyor. Intel, bilgi ve iletişim teknolojileri alanında çalışıyor. Her biri alanında teknoloji lideri olan bu şirketler, Ar-Ge için Türkiye’nin toplam Ar-Ge harcamalarından fazla bir tutarla tek bir alana yoğunlaşıyorlar. O bütçe ile hem otomotiv hem de ilaç geliştiren yok. Türkiye, oyuncakçı dükkanına girmiş kararsız çocuk gibi, o raftan bu rafa koşuyor. Her şeye elini şöyle bir dokundurmaya çalışıyor. Nedir? Bu kadar para ile o dükkanda gördüğünüz her şeyi alamazsınız. Mutat oyuncakçı ziyaretlerinde, kasanın önünde ufaklıklara nasıl bütçe kısıtının ne menem bir şey olduğunu anlatmak gerekiyorsa Türkiye’ye de aynı şeyi anlatmak gerekiyor.

Peki, ne yapmak gerekir? Önce bu çağda “milli” teknoloji diye bir şey olmadığını kabullenmek gerekir. Türkiye’nin aradığı teknoloji transferidir. Türkiye, yaklaşık bir 100 yıldır teknoloji transferini bir türlü becerememiş bir ülkedir. Bizim mühendislerimizin acı kaderi, yaklaşık bir 100 yıldır hiç değişmemiştir. Hep başkalarının tasarladıklarını, neden öyle tasarlandığına hiç bakmaksızın, üretmek üzere, yine başkalarınca belirlenmiş bir üretim protokolünü uygulamaya aktarmışlardır. Şimdi bunu değiştirmenin tam zamanıdır. Yeni teknoloji platformları buna uygundur. Bakın Çin deneyimine: Çin’de 1992’den 2012’ye yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payının yüzde 5’lerden yüzde 25’lere çıkmasını sağlayan, yabancı yatırımlar ve teknoloji transferidir. Tekerleği yeniden keşfetmenin lüzumu yoktur. Ülke ekonomisine yayılan teknoloji millidir. Diğeri, bir yeni oyuncak almak gibidir. Ondan öte manası yoktur.

Yukarıdaki son ifade, hangi teknolojinin transfer edilmesi gereği konusunda da yol göstericidir. Türkiye gibi bir ülkenin, her şeyi aynı anda yapması, desteklemesi mümkün değildir. Ar-Ge bütçesi bellidir. Ekonomide imkanlar seti ortadadır. Mühendis sayımız bellidir. Ekonomide diğer sektörlere yayılma kapasitesi en fazla olan, en doğurgan olan teknolojiler tercih edilmelidir. Ne yapılmamalıdır için en iyi örnek Türkiye’nin savunma sanayiindeki kamu-vakıf şirketleri deneyimidir. ASELSAN benzeri başarısız deneyleri tekrar etmenin manası yoktur. Kısır teknoloji transferi optimal değildir. Kaynak israfıdır. Bir daha tekrarlayayım: Yayılmayan teknoloji millileşemez.

Türkiye’nin teknoloji transferi konusunda tavrını değiştirmesi gerekir. Oyuncakçı dükkanına girmiş kararsız çocuk gibi raftan rafa saldırarak teknoloji transfer edilmez. Ona parayı çar çur etmek denir. Hesap yapamayan, teknoloji transfer edemez. Getirilen teknolojinin tüm sektörlerde neden olacağı verimlilik artışını hesaplayıp üzerine düşünemeyen, yalnızca elindeki kaynağı israf eder. İsraf haramdır.

İçinde bulunduğumuz hal kader değildir. Beceriksizliktir. Türkiye, hala, inovasyonun teknoloji transferi olduğunu kavrayamamıştır.

Bu köşe yazısı 05.01.2016 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayımlandı.

Nihat Ali Özcan, Dr. 10 Ekim 2017

Putin’in Suriye’de savaşan generalleri ABD’li meslektaşlarına göre daha şanslılar. Çünkü liderlerinin siyasi hedefi, tartışmaya yer vermeyecek kadar açık ve net. Rusya’nın, Akdeniz’de ve Ortadoğu’da çıkarlarını korumaya imkân verecek, işbirliğine hazır, Batı’dan kopmuş, zayıf bir hükümet eliyle Suriye’yi yönetecek bir aktörü iktidarda tutmak. Bu sayede deniz ve hava üslerinde on yıllar boyunca kalıcı olmak. [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 08 Temmuz 2016

Geçen hafta terör Bağdat’ı yine vurdu. Saldırıda 250 kişi hayatını kaybetti. Bu 2003’ten beri tek bir terör saldırısında verilen en büyük kayıp. İşgalin üzerinden geçen on dört yılda on binlerce insan benzer saldırılarda hayatını kaybetti. Yaşanan trajediler insanların diktatör Saddam’ı mumla aramasına neden oldu. [Devamı]

Serdar Sayan, Dr. 24 Mayıs 2016

Suriye’deki iç savaşın trajik sonuçları gözlerimizin önünde yaşanıyor. Son dört yıldır vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan milyonlarca Suriyelinin çok uzun süre hiçbir makamca kayıt altına alınmadıkları, dilini bilmedikleri ve yasal çalışma imkânına, sigortaya vs. sahip olmadıkları bir ülkede, hiçbir düzenli destek almadan hayatta kalma mücadelelerine üzülerek tanık olduk. Sayıları şimdi biraz azalacak ama Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçmek için ölümü göze alarak Ege’ye açılanların durumu/dramı daha da içler acısıydı. İnsanlıktan nasibini almış herkes gibi ben de Suriyeli göçünün safahatını üzülerek izliyorum. Dolayısıyla, yazıya attığım başlığın “ne yapıp edip Suriyelileri buradan göndermemiz lazım” gibi bir iması yok. Zaten bu insanlara yardım etmenin sadece insani değil; aynı za [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 17 Mayıs 2016

Terör örgütü PKK’nın lider kadrosuna göre Türkiye ile her alanda savaş sürmektedir. Bu durumda örgütün temel ihtiyacı “savaş araç” gereçleridir. İhtiyacın çap ve ölçeğini örgütün stratejisi, destekçilerin niyetleri, rakibin askeri, teknik yetenekleri belirler. [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 10 Mayıs 2016

Cumhur-başkanı Sayın Erdoğan, hafta sonu yaptığı bir konuşmada, Türkiye’nin terörle mücadelede yalınız bırakıldığını söyleyerek müttefiklerine sitem etti. Üstelik müttefikler de terörden muzdaripler. Türkiye, üç buçuk cepheli terörle mücadelesini yalnız sürdürüyor. Bunlar, PKK/PYD, DAEŞ, Fethullah örgütü ve DHKP-C. Sadece listenin sonundaki örgütle mücadelede işbirliği var gibi görünüyor. O da örgütün ABD’yi doğrudan hedef almasıyla ilgili. Öte yandan, PKK/PYD ve DAEŞ cephesinde işbirliği oldukça sorunlu. Türkiye ile ABD ve AB arasında PKK/PYD’nin kimliği ve rolü konularında tartışmalar sürüyor. Müttefikler PYD’nin PKK’nın organik bir parçası olmadığı havasındalar. Görüş ayrılığı savaş alanına, Suriye’ye farklı şekillerde yansıyor. Sadece Ruslar değil, müttefikler de PKK [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 06 Mayıs 2016

Türkiye’nin iç politikaya odaklandığı bu günlerde Suriye’nin geleceğini etkileyebilecek önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu nedenle etrafa bakmakta fayda var. Ne de olsa Suriye’deki askeri, politik ve insani gelişmeler bizi de etkileyecek. [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 19 Nisan 2016

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki gün önce yaptığı bir konuşmada terörün ülkemizin en önemli sorunlarından biri olduğunu ifade etti. Bu görüşe katılmamak elde değil. Çünkü Türkiye, diğer ülkelerden çok daha karmaşık ve ağır terör/terörler sorunuyla karşı karşıya bulunuyor. Bir yandan terör örgütlerinin hedefinde, öte yandan da terör örgütleri arasındaki çatışmalardan muzdarip. Eğer Türkiye, terörle uygun hızda ve etkili bir mücadele yürütmezse ağır ekonomik, sosyal ve siyasal bedeller ödeyecektir. İktidarda hangi parti olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 08 Nisan 2016

Bu köşeyi takip edenler aşağıdaki duygusal metni okuyunca şaşırabilirler. Köşeyi bu gün hepimize yazılmış bir mektuba ayırdım. Tek kelimesine dokunmadım, yorum yapmadım. Yazanın ruh hali ve verdiği bilgiler ilgi çekici olabilir.“Az önce Nusaybin’de verilen 33’üncü şehidimizin otopsi işlemelerini tamamladık, kefenledik, dualarla tabutuna ve morga koyduk. Rengini, içine koyduğumuz şehidin kanı gibi şüheda kanından almış al bayrağa sardık. Yarın Allah nasip ederse uğurlama törenini yapıp memleketine uğurlayacağız. [Devamı]

Nihat Ali Özcan, Dr. 05 Nisan 2016

Tüm dikkatimizi Suriye ve Irak cephesine, IŞİD’e verdiğimiz bir dönemde, Azerbaycan-Ermenistan çatışması ön plana çıktı. Bunun bir sürpriz olduğu söylenemez. Ermeniler uzun yıllardır Azerbaycan topraklarını işgal altında tutuyor. Son zamanlarda cephe hattından gelen bilgiler çatışmaların ön habercisiydi. [Devamı]

Güven Sak, Dr. 17 Mart 2016

Bugünlerde milletçe moralimiz son derece bozuk. Başkent Ankara’da son 5 ayda 3 büyük terör saldırısı oldu. Canımız çok acıdı. Ama asıl ruhsal olarak çok yıprandık. Diyarbakır’dan gelen ölüm haberleri ve Halep görüntüleri zaten içimizi acıtıyordu. Ülkenin her tarafında iktisadi aktivitenin azalıyor olması da cabası. Bu aralar bütün felaketlerin arka arkaya bizi bulduğunu düşünüyoruz bir nevi. En azından ben etrafımda öyle bir ruh hali görüyorum. Bütün bu olup bitenlerden ise en çok Suriye krizini sorumlu tutuyoruz. Memleketteki coşku eksikliğinin önemli bir nedeni, bu felaketler arka arkaya bizi buluyor sendromu bana sorarsanız. Bugün bu nedenle, size aynı hadiseye farklı bir açıdan bakmanın da mümkün olduğunu anlatmak istiyorum. Böyle bakınca doğrusu ya, olaylar bir başka perspektife oturu [Devamı]

Originally published at www.tepav.org.tr.

Notes from Turkey and its vicinity: It’s the economy, stupid

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store